Yazılarım - ayça ulusoy

İçeriğe git

Ana menü:

 


Küçük kız kendinden ve yapacaklarından emin olarak rafların arasına daldı. Biraz sağa sola bakındı. Almak istediklerini bulduğunda yüzünde hafif bir gülümseme oldu. Tam onun artık çocuk gibi davranmaya başlayacağını düşünürken aniden ciddileşti. Sanki çocukluğunu bastırmaya çalışır gibiydi. Küçük kızı izlemeye devam ettim çünkü daha çok ilgimi çekmeye başlamıştı.
 
Biraz zorlanarak rafa uzandı. İzlemek istediği iki tane filmi raftan aldı. Üzerlerinde olan resimlere bakarak seçti onları. Elinde filmleri sıkı sıkı tutarak rafların arasında dolaşmaya devam etti. Renk renk oyuncaklar çocukları cezbetmek hatta baştan çıkarmak istercesine duruyordu. Aralarından geçerken görmek istemez gibi davranıyor, gözlerini kaçırıyordu. Kasaya yaklaşırken yüzünde ara sıra var olan minik gülümseme tamamen yok oldu. Büyük bir ciddiyet ile babasına doğru yürümeye devam etti. Onu ve bastırılmış çocukluğunu düşünerek izlemeye devam ettim.
 
Küçük kız tam kasaya yaklaşırken mucize gerçekleşti. Tüm ciddiyetinden uzaklaştı. Sevinçli, heyecanlı ama bir o kadar da kararlı bir şekilde koştu. Karşısında duran tanesi bir lira olan mıknatıslı süslerden birini aldı. Büyük bir beğeni ile bakmaya başladı. Sol elinde filmler, sağ elinde ise çok beğenerek aldığı süsü tutuyordu. Kısa bir süre düşündükten sonra keyifli bir kahkaha attı sanki çocukluğunu ilk kez fark etmiş gibi…   
 
Emin adımlar ile kasaya doğru yürümeye başladı. İlginç olan, her adımın bir öncekinden daha ürkek atılmasıydı.
 
Kasaya geldi ve babasının tam karşısında durdu. Biraz çekinerek ellerini uzattı. “Bak ne güzel…” dedi. Yüzündeki ifade onay bekler gibiydi. Babası kaşlarını çattı, hafif bir öksürük ile boğazını temizledi ve konuşmaya başladı. “Ne yaptın sen?  Sadece iki adet film almak üzere anlaştık seninle. Oysa sen başka bir şey daha almışsın. Git ve onu yerine koy.” Bu sözler küçük kızın yüzüne tokat gibi çarptı. Omuzları düştü, yüzü asıldı ama son bir kez daha denedi… “Sadece bir lira.” dedi. “Çok beğendim. Renk renk ve çok güzel...”
 
Çocuğun bu halini gören baba biraz daha dikleşti. Çok kararlı bir şekilde konuşmaya başladı. “Çok çabuk elindeki süsü yerine bırak ya da çok istediğin filmlerden birinden vazgeç. Biz sadece iki parça alacağımızı konuşmuştuk.” dedi. Küçük kız babasının bu kararlı tutumu karşısında başka bir şansı kalmadığını fark etti. Sağ elinde tuttuğu ve çok beğendiği süsü bırakmak üzere yürüdü. Ayaklarını sürüyerek ve sessiz gözyaşları dökerek yürüdü.
 
Eliyle gözyaşlarını sildi ve rafların arasından çıkarak babasının olduğu yere geldi. Elinde tuttuğu iki filmi ona uzattı. İşte o an adamın yüzü güldü. Sanki çok önemli bir şey başarmış gibi dikleşti.“Aferin, söz dinledin. Sana sadece iki parça alacaksın dedim. Sen beni dinledin. Şimdi artık o süsleri alabilirsin.” dedi.
 
O anda yüreğimde kocaman bir sıkıntı yumağı oluştu. Baba çocuğunun neler hissedeceğini düşünmeden sadece onu “terbiye” etmeye çalışıyordu. Terbiye etmek, kalıplara sokmak, söz dinleyen, itaat eden bir kişi haline getirmeye çalışıyordu.
 
Küçük kız şaşkın bir ifade ile babasına baktı. Elleri öfkeden yumruk yapılmış halde sadece durdu. Babası “Hadi” dedi. “Git ve al!”. Küçük kız kıpırdayamadı. Sadece baktı ama kırgın, üzgün ve bir o kadar da öfkeli gözlerle baktı… Ve otorite yeniden konuştu… “Hadi kızım, alsana. Sen söz dinleyen terbiyeli bir kız olduğunu gösterdin.” Küçük kızın omuzları düşük bir şekilde raflar arasından ilerlemesini ve beğendiği süsü yeniden almasını izledim. Artık yüzünde keyif, yüreğinde heyecan yoktu. O boyun eğmesi gerektiğini öğrenmişti.
 
Yanıma gelen kızımın elimi sıkı sıkı tutması ile kendime geldim. Sevgiyle yüzüme baktı. Gözlerinden fark ettiğim, kendi gibi olma hakkını ona verdiğimiz için teşekkür ettiğiydi. Şükrettim… Önce çocuklarımın varlığına sonra otorite olmaya çalışmadığıma! Böylece biz anne çocuk ilişkimizin dışında dost olmayı da başardık.
 
İşte böyle dostlar. Toplumda kendini ana baba sanan ama olamayan birçok insan var. Ve bu insanlar çocuklarına verdikleri zararın asla farkında olmadan yaşıyorlar.
 
Çocuk eğitimi despotlukla veya cezayla olmaz. Çocukları sindirecek, canını yakacak veya güvensiz kılacak yöntemlerle hiç olmaz. Despotluk çocuğun isyankâr olmasına sebep olur. Olması gereken dostluk, sevgi ve güvendir. “Benim çocuğuma ne istersem yaparım, istediğim gibi yetiştiririm.” demek hakkına sahip değiliz. Dengesiz, isyankâr ya da sorunlu çocuk tüm topluma yansıyacaktır.
 
Aslında eğitilmesi gereken ana babalardır. Yapılması gereken ilk şey ise kendi ana babalarından aldıklarını sorgulamadan, düşünmeden olduğu gibi kabul etmekten vazgeçmeleri olacaktır.
 
Unutmayın çocuklar Tanrı'nın bize verdiği en büyük armağanlardır…
 
Şükürler olsun...
 
Copyright 2017. All rights reserved.
İçeriğe dön | Ana menüye dön